Uzun yıllar oldu bekledim, hakikat oldu rüya.
Evin dolaplarını güve basmış. Her pirinç pilavı yapmak
istediğimde, üç tane kelebek uçuyor üstüme. Çok hızlı değiller, okkalı birkaç tokat
yiyorlar ama hiçbir şey olmamış gibi uçmaya devam ediyorlar. Kimi zaman sarı
minik bir tırtıl görüyorum duvarda. Duvarı yeni boyattık, öldürmüyorum
kirlenmesin diye. Duvarın kirlenmesi bir canlının hayatından daha mı önemli?
Ama yemek yiyoruz biz orada. Kurtlu pirinçleri yemek yerine, ekosistemi bozmayı
tercih ederim. Üstün insan ırkının bir üyesi olarak böyle yapmam daha doğru
olur.
Yine çok üstün olduğum bir gün; acıktığımı hissedip yemek
yiyorum. Yalnızım. Etrafımdan insanlar koşturuyor. Çok aceleleri var belli.
Benim de daima acelem vardır, bizim duvardaki tırtıl sol köşeden sağ köşeye
gelene kadar, ben bir sürü işle uğraşmış olurum. Yorgun argın eve gelip,
saatlerce parlak bir ekrana bakar, yatmadan önce birkaç satır bir şey okur, iki
kelam öğrendim diye havalara girer ve uyurum. Uykumda aynı rüyayı görürüm çoğu
zaman: Annem, babam ve ben varız. Evimiz deniz kenarında, çok büyük dalgalar
evimizi yerle bir ediyor. Hiç korkmuyorum, çünkü biz su altında nefes
alabiliyoruz.
Uyandıktan sonra “İşte bütün evren, işte mutlak gerçek”
diyemeyeceğim bir gün olduğu, gün öğlene varmadan ortaya çıkar. Kim ne demiş, o
ne yapmış, vay şerefsiz derken akşamüstü olur. Dün yatmadan okuduklarımı
gündemle birleştirip arkadaş ortamlarında muhabbete sıkıştırırım. İşlerim
bittikten sonra, yokuş aşağı inerken kulaklığımdan gelen şarkılara hüzünlenir,
kendi ölümümü düşünüp ağlarım. Kimi zaman da babamın ölümünü düşünürüm. Sahi,
en büyük sorunum bir şeyler öğrenmeye çalışırken çok büyük iş başarıyormuş gibi
davrandığım hayatım değildi. Daha önemli bir şeydi. Belirsizlik gibi,
bilinmeyen gibi.
Dekoderli kanalların göz kıstığında şifresini açacağını
umduğum gibi umuyorum her şeyin daha iyiye gitmesini sağlayacak o şifreyi
çözmeyi. Melodilerini sinyal müziği olarak kullandıkları “Manolyam” adlı
besteyi okumak istiyor Zeki Müren. “Uzun yıllar oldu bekledim, hakikat oldu
rüya” diyor. Hakikatlerin rüyaya dönüşü gibi bir hayat bekliyorum. Ama uzun yıllar
beklemek istemiyorum ben diye Zeki Müren’le konuşuyorum kısa bir an. İstiyorum
ki, her şey çok güzel olsun. Geleceğime dair belirsizlikler olmasın, ben
yaşlanırken annemle babam yaşlanmasın. Çünkü üstün bir ırk olduğumuz için
herkes kendinden sorumludur, dünya size nimetler sunarken sizin çekirdek
ailenizin ölümsüzlüğü her şeyden çok daha önemli bir konudur. Amman ben ne
bencilim diye bu sefer kendi kendimi kınamaya başlıyorum.
Birden kendimi aşıp yavaşça dışarı uçtuğumda, benden daha
iyilerin beni okkalı birkaç tokatla sersemleteceğinden korkuyorum. Bizden neye
göre daha üstün olduğunu bilmediğim insanların parlak duvarlarından geçip
gidelim diye zaman kolladığını görmeye tahammül edemeyeceğimi düşünüyorum.
Zamanın muğlak belirsizliği, her şeyden daha acı. Aile ve geleceğin, ben bir
köşeden bir köşeye gidene kadar doğaya karışacak olması düşüncesi ve benim hiçbir
zaman pirinç pilavı gibi tane tane yapamadığım bulamaç düşüncelerim.
Biz çok üstün bir ırkız. Uçmamam lazım.
Yorumlar